<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Comments on: Hikaye Gönderin</title>
	<atom:link href="http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hikayeler.gen.tr</link>
	<description>En Güzel Hikaye Hayatınız Olsun...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 24 Mar 2010 22:10:03 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.2</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
	<item>
		<title>By: yazar lili</title>
		<link>http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/comment-page-1/#comment-72</link>
		<dc:creator>yazar lili</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 22:10:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/#comment-72</guid>
		<description>ben bu siteye bayıldım fakat bende bu sitede yazılarımın yayınlanmasını hikayelerimin okunup büyük ilgi görmesini istiyorum.Şimdiden bilgisayarıma kayıt ettiğim çok güzel hikayelerim var.Ben bunları tüm arkadaşlarımızla paylaşıp onlarında kitap okuma alışkanlığını ayaralı olan bu siteden kazanmasını istiyorum bende ilköğretim beşinci sınıf öğrencisiyim ve dahayıllardır arştırdığım siteyi keşfetmeyi bekliyordum siteyi keşifettim ama hikayelerimi yazamıyorum ben bu sitenin çok eğitici olduğunu düşünüyorum benim daha okula yeni başlayan küçük bir kardeşim var okumayı pek sevmiyor tek derdi bilgisayar bilgisayarda bir şeyler okumak onun hoşuna gidiyor.Yazı yazmak ta öyle o da ablası gibi yazar ruhlu olması için okuması lazım lütfen biri bana nasıl bu sitede hikaye yazıldığını söyleyebilir mi yalvarıyorum  ve ben bu siteyi çok seviyorum üstelik bayıldım</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ben bu siteye bayıldım fakat bende bu sitede yazılarımın yayınlanmasını hikayelerimin okunup büyük ilgi görmesini istiyorum.Şimdiden bilgisayarıma kayıt ettiğim çok güzel hikayelerim var.Ben bunları tüm arkadaşlarımızla paylaşıp onlarında kitap okuma alışkanlığını ayaralı olan bu siteden kazanmasını istiyorum bende ilköğretim beşinci sınıf öğrencisiyim ve dahayıllardır arştırdığım siteyi keşfetmeyi bekliyordum siteyi keşifettim ama hikayelerimi yazamıyorum ben bu sitenin çok eğitici olduğunu düşünüyorum benim daha okula yeni başlayan küçük bir kardeşim var okumayı pek sevmiyor tek derdi bilgisayar bilgisayarda bir şeyler okumak onun hoşuna gidiyor.Yazı yazmak ta öyle o da ablası gibi yazar ruhlu olması için okuması lazım lütfen biri bana nasıl bu sitede hikaye yazıldığını söyleyebilir mi yalvarıyorum  ve ben bu siteyi çok seviyorum üstelik bayıldım</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: aleyna</title>
		<link>http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/comment-page-1/#comment-66</link>
		<dc:creator>aleyna</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 18:01:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/#comment-66</guid>
		<description>KARIŞAN ADLAR
BİR GÜN İKİ ÇOCUK VARMIŞ.
birinin adı Nasrettin diğerinin ismi Hocaymış bir bilgin yanlarına gelmiş  onlara NASRETTİN HOCA nın hocanın fıkraları okumuş bu çocuklar demiş ki aynan da benim NASRETTİN benim adım  HOCA   ya biz NASRETTİN HOCAYSAK diye kavga etmişler  bilgin gülerek demişki ikiniz de NASRETTİN HOCA değilsiniz neden demişler bilgin gülümseyerek NASRETTİN HOCA sizin aptal değil demiş.

YAZAN ALEYNA YALÇINBAŞ</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>KARIŞAN ADLAR<br />
BİR GÜN İKİ ÇOCUK VARMIŞ.<br />
birinin adı Nasrettin diğerinin ismi Hocaymış bir bilgin yanlarına gelmiş  onlara NASRETTİN HOCA nın hocanın fıkraları okumuş bu çocuklar demiş ki aynan da benim NASRETTİN benim adım  HOCA   ya biz NASRETTİN HOCAYSAK diye kavga etmişler  bilgin gülerek demişki ikiniz de NASRETTİN HOCA değilsiniz neden demişler bilgin gülümseyerek NASRETTİN HOCA sizin aptal değil demiş.</p>
<p>YAZAN ALEYNA YALÇINBAŞ</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: dado2525</title>
		<link>http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/comment-page-1/#comment-59</link>
		<dc:creator>dado2525</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 21:05:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/#comment-59</guid>
		<description>Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... 
Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... 

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... 
Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... 
Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, &quot;bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur&quot; diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... &quot;Senin için ölürüm&quot; derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam &quot;Hayır, ben senin için ölürüm&quot; diye yanıt verirdi hep... 

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, &quot;Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....&quot; Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, &quot;Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma&quot; Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... 

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev 
gördü kadın, üzerinde &quot;satılık&quot; levhası asılı olan. &quot;Ne dersin, bu evi alalım mı?&quot; dedi adama. &quot;Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...&quot; &quot;Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?&quot; diye yanıt verdi adam. &quot;Amerika&#039;daki tıp kongresinden döner 
dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....&quot; 

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika&#039;ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: &quot;Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...&quot; 

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, &quot;Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat&quot; diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... 

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, &quot;Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım&quot; diye sözünü kesti arkadaşı. &quot;O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....&quot; 

&quot;Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları&quot; diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına 
nasıl sarıldığını gördü adamın... 

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, &quot;son bir kez kucaklamak isterim seni&quot; diyecek oldu ama kadın, &quot;defol&quot; dedi nefretle... 

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika&#039;ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. 

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile,kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. &quot;Sen, buraya ne yüzle geliyorsun&quot; diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. &quot;Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.&quot; dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: &quot;Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika&#039;daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika&#039;ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının 
karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...&quot; Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. 
İlk kağıtta, &quot;Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem&quot; 
diyordu... Sırayla okudu; &quot;Seni çok sevdim&quot;, &quot;Seni sevmekten hiç 
vazgeçmedim&quot;, &quot;Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.&quot; &quot;Fakat benim için ölmeni istemedim&quot; &quot;Şimdi bana söz vermeni istiyorum.&quot; &quot;Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?&quot; son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: 

&quot;Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım.....&quot; 

yakup üneş</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez&#8230;.<br />
Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç&#8230; Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında&#8230;. Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra&#8230; </p>
<p>Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu&#8230;<br />
Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki&#8230; Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü&#8230;<br />
Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, &#8220;bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur&#8221; diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler&#8230; &#8220;Senin için ölürüm&#8221; derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam &#8220;Hayır, ben senin için ölürüm&#8221; diye yanıt verirdi hep&#8230; </p>
<p>Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, &#8220;Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak&#8230;.&#8221; Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, &#8220;Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma&#8221; Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı&#8230; Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten&#8230;. </p>
<p>Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev<br />
gördü kadın, üzerinde &#8220;satılık&#8221; levhası asılı olan. &#8220;Ne dersin, bu evi alalım mı?&#8221; dedi adama. &#8220;Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı&#8230;&#8221; &#8220;Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?&#8221; diye yanıt verdi adam. &#8220;Amerika&#8217;daki tıp kongresinden döner<br />
dönmez ararım emlakçıyı&#8230; Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık&#8230;.&#8221; </p>
<p>Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika&#8217;ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: &#8220;Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut&#8230;&#8221; </p>
<p>Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, &#8220;Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat&#8221; diye dil döktü boş yere&#8230; Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği&#8230; </p>
<p>Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, &#8220;Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım&#8221; diye sözünü kesti arkadaşı. &#8220;O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya&#8230;.&#8221; </p>
<p>&#8220;Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları&#8221; diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı&#8230;. Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı&#8230; Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına<br />
nasıl sarıldığını gördü adamın&#8230; </p>
<p>Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, &#8220;son bir kez kucaklamak isterim seni&#8221; diyecek oldu ama kadın, &#8220;defol&#8221; dedi nefretle&#8230; </p>
<p>İlk celsede boşandılar&#8230; Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika&#8217;ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. </p>
<p>Aradan bir yıl geçti&#8230; Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile,kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. &#8220;Sen, buraya ne yüzle geliyorsun&#8221; diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. &#8220;Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.&#8221; dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: &#8220;Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika&#8217;daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika&#8217;ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının<br />
karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi&#8230;&#8221; Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda.<br />
İlk kağıtta, &#8220;Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem&#8221;<br />
diyordu&#8230; Sırayla okudu; &#8220;Seni çok sevdim&#8221;, &#8220;Seni sevmekten hiç<br />
vazgeçmedim&#8221;, &#8220;Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.&#8221; &#8220;Fakat benim için ölmeni istemedim&#8221; &#8220;Şimdi bana söz vermeni istiyorum.&#8221; &#8220;Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?&#8221; son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın&#8230; Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: </p>
<p>&#8220;Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım&#8230;..&#8221; </p>
<p>yakup üneş</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: mudi</title>
		<link>http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/comment-page-1/#comment-49</link>
		<dc:creator>mudi</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 09:54:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/#comment-49</guid>
		<description>Duyduk  Duymadık Demeyin!
 Şu kaderin cilvesine bakın! Sizler, bizimkilerle yolunuzun  bu denli kesişeceğini düşünmüş müydünüz? Bilirim siz düşünmemişsinizdir..Siz düşündünüz de ne halt  ettiniz, diyecek olsanız ne derim bilmem. Zira, hiçbir halt edemedik! Ha siz meydanlarda beklemektesiniz, ha bizimkiler kapıya  bakmakta…
        Yem, yiyecekten  suya, tuzlamadan iğneye kadar sizlere uygulanan bakımdan ve gösterilen ilgiden başınız dönüyor da nasıl bir yola girdiğinizi bilemez bir halde misiniz? 
       Açık söylemek gerekirse bizimkiler kapıyı gözlerken, evin önüne bir araba  felan yanaştı mı, çok bir değişiveriyorlar kameralara karşı…Sizlerin, celladına aşık olan esireler gibi,  başınızı  bekleyenlerin elinde dolu bir kap kacak görünce devinip dönenerek  hep beraber peşine takıldığınız gibi…
        Sizden  öncekiler de böyle  yapmıştı, biliyor musunuz? Ve biliyor musunuz; şu günlerde size karşı gösterilen ilgi, beslenen sevgi ve yapılan izzet / ikram sizi çok sevdikleri için değildir, tartıda ağır çekmeniz içindir bilesiniz.…Bununla  da yetinmeyerek, sizlerin sırtına binerek kıldan ince, kılıçtan keskin köprülerden karşı yakaya geçmenin hesabını yapıyorlar! Sizleri kutsamalarının, nedeni budur; başka değil! 
     Büyücekleriniz  zaman zaman bağından boşanıp böğürerek bir kurtulma çabasına giriyorsa da kaderleri sizden farklı olmuyor.
     Bizimkilere gelince tıpkı sizler gibi kıymete bindi!... . Un mu,  bulgur mu ,  kömür mü? Kamyonlarla mahalle aralarında  dolaşarak, daha önceden belirlenmiş ocaklara yıkıp sıvışıyorlar! Zira, üç vakte kadar üstümüze binerek koprüyü geçmenin hesabı-kitabı içindeler!...Yani anlayacağınız,sizleri  boğazlamaya yakın pışpışlarken, bizlere de köprüyü geçene kadar  ‘dayı,  diyecekler!... Duyduk  duymadı demeyin.
      Gene bu kez yatın kalkın da  aşrı aşrı diyarlardan üstümüze abanan krize dua edin!  Değilse gene kan gövdeyi götürecekti! Kalabilenlerinizle görüşmek üzere! 
 Kazanız geçmiş olsun!
       Yazımı, şiir ustası  Nazım Hikmet’ in bir şiiriyle bitirmek istiyorum. Ama, önce küçücük bir şiir denememi de paylaşmak istiyorum: 
        Sürç-ü lisan ettimse affolmaya…
       Affolmaya ki, kişi ağzından çıkanı  kulağı duya.
       Ve  karnından konuşmaya…


Dünyanın En Tuhaf Mahluku
Akrep gibisin kardeşim, 
Korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. 
Serçe gibisin kardeşim, 
Serçenin telaşı içindesin. 
Midye gibisin kardeşim, 
Midye gibi kapalı, rahat 
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi 
Korkunçsun kardeşim. 
Bir değil, beş değil, 
Milyonlarcasın maalesef. 
Koyun gibisin kardeşim, 
Gocuklu celep kaldırınca 
Sopasını sürüye katılıverirsin 
Ve adeta mağrur koşarsın salhaneye, 
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani. 
Hani şu derya içinde olup 
Deryayı bilmeyen balıktan tuhaf. 
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. 
Ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek 
Ve hala şarabımızı vermek için 
Üzüm gibi eziliyorsak, 
Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama 
Kabahatin çoğu senin canım kardeşim. 
                            Nazım HİKMET  1947

          5 Aralık  2008 Cuma  Dipsizkuyu net’ gönderildi</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Duyduk  Duymadık Demeyin!<br />
 Şu kaderin cilvesine bakın! Sizler, bizimkilerle yolunuzun  bu denli kesişeceğini düşünmüş müydünüz? Bilirim siz düşünmemişsinizdir..Siz düşündünüz de ne halt  ettiniz, diyecek olsanız ne derim bilmem. Zira, hiçbir halt edemedik! Ha siz meydanlarda beklemektesiniz, ha bizimkiler kapıya  bakmakta…<br />
        Yem, yiyecekten  suya, tuzlamadan iğneye kadar sizlere uygulanan bakımdan ve gösterilen ilgiden başınız dönüyor da nasıl bir yola girdiğinizi bilemez bir halde misiniz?<br />
       Açık söylemek gerekirse bizimkiler kapıyı gözlerken, evin önüne bir araba  felan yanaştı mı, çok bir değişiveriyorlar kameralara karşı…Sizlerin, celladına aşık olan esireler gibi,  başınızı  bekleyenlerin elinde dolu bir kap kacak görünce devinip dönenerek  hep beraber peşine takıldığınız gibi…<br />
        Sizden  öncekiler de böyle  yapmıştı, biliyor musunuz? Ve biliyor musunuz; şu günlerde size karşı gösterilen ilgi, beslenen sevgi ve yapılan izzet / ikram sizi çok sevdikleri için değildir, tartıda ağır çekmeniz içindir bilesiniz.…Bununla  da yetinmeyerek, sizlerin sırtına binerek kıldan ince, kılıçtan keskin köprülerden karşı yakaya geçmenin hesabını yapıyorlar! Sizleri kutsamalarının, nedeni budur; başka değil!<br />
     Büyücekleriniz  zaman zaman bağından boşanıp böğürerek bir kurtulma çabasına giriyorsa da kaderleri sizden farklı olmuyor.<br />
     Bizimkilere gelince tıpkı sizler gibi kıymete bindi!&#8230; . Un mu,  bulgur mu ,  kömür mü? Kamyonlarla mahalle aralarında  dolaşarak, daha önceden belirlenmiş ocaklara yıkıp sıvışıyorlar! Zira, üç vakte kadar üstümüze binerek koprüyü geçmenin hesabı-kitabı içindeler!&#8230;Yani anlayacağınız,sizleri  boğazlamaya yakın pışpışlarken, bizlere de köprüyü geçene kadar  ‘dayı,  diyecekler!&#8230; Duyduk  duymadı demeyin.<br />
      Gene bu kez yatın kalkın da  aşrı aşrı diyarlardan üstümüze abanan krize dua edin!  Değilse gene kan gövdeyi götürecekti! Kalabilenlerinizle görüşmek üzere!<br />
 Kazanız geçmiş olsun!<br />
       Yazımı, şiir ustası  Nazım Hikmet’ in bir şiiriyle bitirmek istiyorum. Ama, önce küçücük bir şiir denememi de paylaşmak istiyorum:<br />
        Sürç-ü lisan ettimse affolmaya…<br />
       Affolmaya ki, kişi ağzından çıkanı  kulağı duya.<br />
       Ve  karnından konuşmaya…</p>
<p>Dünyanın En Tuhaf Mahluku<br />
Akrep gibisin kardeşim,<br />
Korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.<br />
Serçe gibisin kardeşim,<br />
Serçenin telaşı içindesin.<br />
Midye gibisin kardeşim,<br />
Midye gibi kapalı, rahat<br />
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi<br />
Korkunçsun kardeşim.<br />
Bir değil, beş değil,<br />
Milyonlarcasın maalesef.<br />
Koyun gibisin kardeşim,<br />
Gocuklu celep kaldırınca<br />
Sopasını sürüye katılıverirsin<br />
Ve adeta mağrur koşarsın salhaneye,<br />
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani.<br />
Hani şu derya içinde olup<br />
Deryayı bilmeyen balıktan tuhaf.<br />
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.<br />
Ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek<br />
Ve hala şarabımızı vermek için<br />
Üzüm gibi eziliyorsak,<br />
Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama<br />
Kabahatin çoğu senin canım kardeşim.<br />
                            Nazım HİKMET  1947</p>
<p>          5 Aralık  2008 Cuma  Dipsizkuyu net’ gönderildi</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: samiarlanakcay</title>
		<link>http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/comment-page-1/#comment-47</link>
		<dc:creator>samiarlanakcay</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 12:33:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeler.gen.tr/hikaye-gonderin/#comment-47</guid>
		<description>Aşk bizi nerelere sürükledi..

Soma Kurtuluş ilkokuluma başladığımın üçüncü sınıfında dikkatimi çekmişti aynı sırayı paylaşmasakta önümdeki sırada otuyordu Yasemin.. simsiyah saçları hafif siyahımsı teni ve o çocuksu hali yapma bir bebekti sanki o yıllarımda ona karşı bir şeyler vardı içimde ama daha ilkokul üçde ne anlardım aşktan? sınıfta burnuma yayılan inanılmaz bir koku vardı hep derdim gezerdim sıraları nedir bu koku meğer bir teneffüs arasında ona ilk defa yaklaştım bilmediğim bir nedenle göz göze geldik ve o mis gibi sınıfı güzelleştiren belki bana gelen koku Yaseminden geliyordu inanılmaz güzellikte gözlerine bakamadım kokusunun cazibesine kapılmışım ki soracağımı da unuttum ne oldu Sami dediğini sadece biliyorum söyleyemedim boğazımdan çıkmadı kelimelerim bakakalmıştı ne anlasın nerden bilsinki kalbimin ona çarptığını ilkokulu hep beraber çalışkan bir talebe olarak bitirdik ama artık sohbetler ediyor ve birbirimizin simitlerini paylaşıyorduk inanırmısınız zil bir çalsa da ben ona aldığım simidin yarısını versem diye çalmasını beklemekten dersi dinlemezdim ve zil çaldığında öğretmen önce dışarıya fırlardım simidi alır o daha çıkmadan ona verir oda yarısını kırar vana verirdi paylaşımcıydık ta o zaman bir gün yine aynı zil çaldı ben fırladım ama bir kız arkadaş başka sınıftan ağlıyordu ona ne oldu derken onunla menkul olurken Yasemin kantine gitmiş ve yanıma geldi elinde kırılmamış simitle al dedi şaşırmıştım Yasemin beni görmüştü ve meşgul olduğumu bilerek simidi benden önce almış yanıma gelmiş ve bana sunuyordu gözlerime inanamadım bilmiyorum nasıl bir hevesle elinden simidi sen bana kır dediğimde sen bana verirmisin dedi ve ben çok tarafını ona verdim oda fazla kısmını bana verdi tam bir paylaşım gösterdi o kadar sıcacık kalbiyle bana veriyordu istem dışı birden o teneffüste sınıf koridorunda kalabalıkta onun yanağına bir öpücük kondurdum bilmeden gözlerime öyle bir baktıki bir şeyler oldu karman karışık şeyler sanki yıldızlar karışıyor dünya ters dönüyor bir şeyler gözlerimizde dönüyordu onunki sini ben benimkisini o sanırım hissediyordu anlık olanlardan elim tuttu dışarıya beraberce çıktık hiçbir şeyi fark etmeden kimselere aldırış etmeden elimi tutmuş dışarıda o kalabalığın arasında yürüyorduk ben sadece Yaseminin sımsıcacık elinin bende olduğunu biliyordum sanki yerde değil de bir melek bizi yukarılarda bulutlarda gezdiriyordu ben bunca hayatımın zamanların da hala o sıcaklığı o muhteşem anı unutamam hala hayallerimdedir ve biz okulumuzu bitirdik yazları birbirimizin evine giderdik ben yüzevlerin oturduğumuz maden evlerinden aşağıdaki Yaseminin mahallesine bir koşuda giderdim nasıl gittiğimi anlamazdım ve her zaman beni pencerenin önündeki sağanlıkta o küçücük yerde beş basamaklı merdivenin üçüncü basamağında oturmuş beklerdi beni gördüğünde gözleri dahada büyürdü tahta sokak kapısını açtığımda açmaya gelirken oda açmaya yardım ederdi bir bütün elma gibi birbirimizin aynısıydık sanki elele sokaktan çıkar sepet Mehmet dedikleri zeytinliğe giderdik o elimi tutmuş seksek oynayan kızlar vardır ya seksek yapıp yanımda zıplardı bizim sanki aşk filmimiz başlamıştı çok büyük özlem ve sevgi yumağı gibi hergün buluşmamızı iple çekerdim biz daha neydik ilkokulu yeni bitirmiş üçten beri bir yumaktık sevgimiz gitgide büyüyor aynı ne düşünüyorsak onu birlikte tekrarlıyorduk negüzel sohbetler ediyor evcilik ağaçların arasında oynuyorduk o ağaç benim evim o diğer iki ağaç ötesinde onun evi vardı o bana misafirliğe gelir bende onu hep kapıda karşılardım ben ona misafirliğe giderken o beni hep kapıda karşılardı sanki büyümüş koca insanlar gibi saygı üst derecede gösteriyorduk hiç birbirimizi kırmadan günlerimiz hızla ilerliyordu zeytinlikteki misafirliğimizde bana tam bir ev hanımı edasında hizmetler eder hal hatır sorardı nede olsa anne babadan gelen misafirlerden gördüklerimiz vardı daha da nazik bir şekilde bana nasılsınız Sami beyciğim dedi ben çok teşekkürler ediyorum yasemin hanfendiciğim derdim okuldan oradan buradan havadan konuşurduk su zaman su gibi akıp gittiğini hiç bir zaman fark etmezdik bir bakmışız maden işçileri yüzleri kapkara ellerinde bir odun sırtlarında ekmek çantaları evlerine gidiyorlardı anlardık ki akşam olmuş aynen normalde büyükler nasıl müsaade isterler aynı oyunu bizde canlandırırdık müsaade ister evden zeytin ağacı evimizden çıkardık unutulmıycak birgünler gelip geçerdi sevgi ağacımız gitgide büyüyor biz farkında değildik çocuksu zamanlar ilerliyordu ve orta okul başlamış aynı sınıfta okumaya devam ettik ve asla birbirimizle yarış yapmazdık okuma konusunda ama her ikimiz yine o güzel evcilik oynadığımız sepet Mehmetin zeytinliğinde birbirimize söz verdik okuyacaktık ve hatta o ne olacak ben ne olacaktım onu da kararlaştırmıştık o ben sınıf öğretmeni olu cam derdi bende ona sen doktor ol ben hastalandığımda bana bakarsın derdim ama ben ilk okul öğretmeni olu cam hep derdi bende matematik öğretmeni derdim kafam çok çalışırdı matematiğe bende o olu cam derdim ona itiraz etmezdi sen de o ol derdi biz ortayı da bu sefer Soma Linyit lisesinde bitirdik artık üç yaş daha büyümüş daha da olgunlaşmış gibi başka kararlar alıyorduk bu sefer gezmelerimiz zeytinlik değil daha ötelere iki oluk tarafınaydı o da epey evden uzaktı çünkü artık belirli bir şekilde büyümüştük artık insanlardan utanıyorduk bir gören olur diye aslında ailelerimiz biliyordu onlar daha çocuk diyorlardı öyle düşünüyorlardı biz birbirimize aşktan sevgiden bahsetme sekte bir şeylerin sanki o yaşta bir şeyleri saklıyor gibiydik ben sevdiğimi ve hatta bir gün ona nasıl aşık olduğumu ta ilk okuldan gelen sevgimi ona söylemek istiyordum ona bunu güzel bir sohbette söylemeyi aklımdan geçiriyordum her seferinde biz oyuna sohbete dalıyorduk hep ilerisini ileride neler yapacağız öğretmen olduğumuzda çocuklara nasıl davranacağımızı konuşurduk unutur giderdim ve birgün elele iken yine iki oluk tarafına giderken öyle elini tutmuş ve sıkmışım ki can cazım hissettiği halde bana bir şey demiyor o acıyı hissede hissede gidiyordu ve o kadar sıkmış ona acı vermişim ki artık dayanamamış ve bana dönüp Sami neden elimi sıkıyorsun bak elime dediğinde ve gösterdiğinde ben dona kalmıştım ama hep giderken o konuşuyor ben nasıl sevdiğimi ona aşık olduğumu ileride neler yapacağımızı hatta seninle öğretmen olduğumuzda evlenmek istediğimizi düşünerek bilmeden istem dışında yaseminimin elini sıkıyormuşum da haberim yokmuş ve bana dönüp onu söylediğinde elini salmışım dünyalar güzelimin bir çalı kenarına gidip ilk kez gözlerinden yaşlar aktığını gördüğümde ben onu ağlatmış olmanın beynimdeki karmaşalıkları görebiliyordum bende donmuş kalmıştım ben onu ağlatmıştım ne yapmıştım inanılmazdı yanına gittiğimde hiç bir şey demeden bana döndü ve kollarını açtığı gibi bana bir sarıldı anlatamam Yasemin bana sarılmıştı ve ağlıyordu gözyaşları omzuma düşüyor beni yakıyordu sanki gözyaşları boynumda bir delik açmış damarlarıma dökülüyordu ben bunu hissediyordum ona sarılmış bende ağladım öyle bir ağlıyordum hıçkırarak asla zamandan faydalanmak için demiyorum sadece o an içimden geldiğini diyorum ve ona seni okadar seviyorum yasemin dediğimi hatırlıyorum ona demiştim seni seviyorum aşkım demiştim defalarca o bana ben ona sarılı kaldığımız zamana kadar seni seviyorum aşkım diyordum o dahada sımsıkı sarılıyor beni kollarınla kendine çekiyordu biz o bir elmanın iki yarısı idik ya sanki elma birleşmiş bir bütün elma olmuşçasına bir birimizi sımsıkıca sarmalıyor tam bir bütündük hiç ayrılmaksızın sarılıyorduk her ikimizden boşalan gözyaşları bilmiyorum derya olmuş gibiydi ve ayrıldığımızda gözgöze geldik ben ellerimle başını her iki şakak kısmından tutuyor yanaklarına ellerimi getiriyor gözyaşlarını siliyordum ve o bilmediğimi yaptı elleriyle gözlerimden çıkan gözyaşlarımı sildi ve kendi gözyaşlarınla karıştırırcasına okşadı bir orda ikimizin gözyaşlarında da birleşmiştik gözlerimiz ağlamaktan şişmişti sarılarak bilemediğimiz kadar sarılarak ayrılmaksızın hep gezdik onun sol kolu benim belimde benim sağ kolum onun boynun da asılı gibiydi biz sevgimizin son en üst seviyesinde o ilk aşkımızın yeşertisiydi sanki ben onun o benim içimdeydi akşam olmuş biz hala ayrılamıyorduk bir zaman birbirimizin yüzüne bakarak sevgimizi aşkımızı itiraf ettik meğer ta o ilk okuldan beri ben onu ilk öptüğümden beri o ateşin o inanılmaz dediğim öpücüğümü unutmamış hep onun hayali varmış kalbinde okadar mutluyduk ki sanki biz uçuyorduk eve geldiğimizde ona yıkık bir evin köşesinde her iki elini ellerimle tutarak aşkım yaseminim her ne pahasına olursa olsun kör de olsak yürüyemez de olsak bu sevgimizi sonsuza kadar benimle evlenmek için sürdürürmüsün benimle evlenirmisin diye gözlerinin içine bakarak söyledim ve bana okadar sımsıcacık sarıldıki başını göğsüme koydu kollarınla sıkarak evet evet binlerce evet diyerek seni seviyorum ve sen benin kocam olacak bense senin sevgili eşin karın olu cam dediğinde dünyalar yıkılmış şimşekler çakmış gökten yağmurlar yağmış karlar altında kalmışım benim umurum da değildi ben hayal edemeyeceğim dünyalar kadar güzel nur tanemle evlenecektim o benim karım olacaktı bundan güzel sevgi ne olabilirdi ve zaman geçiyor biz liseye yine linyit lisesin de okumaya başladık sınıflarımız yine aynıydı kader bizi zaten baştan yolumuzu çizmişe benziyordu ki hep beraber aynı sınıflarda okuyorduk üçüncü sınıfa geldik annemi çok severdim babamdan sinirli olduğundan çok korkardım her şeyimi annemle paylaşırdım ve birgün ona anneciğim ben birini seviyorum ve biz evlenicez öyle karar aldık dediğimde annem şaşırdı oğlum sen daha çocuksun ne evlenmesi hayır biz okuycaz askere gidi cem ve sonra dediğimde kimmiş o kız dedi ve söyledim zaten biliyordu tahmin etmedim değil ders çalışmak bahanesiyle gittiğin kız değimli dedi evet anne dedim ve öyle kaldı sandım sen git onu babama söyle ve babam gitmiş o aileyi sormuş araştırmış ve birgün bana gel oğlum buraya dedi ve buyur baba dedim bak oğlum annen bana anlattı ben onları araştırdım ve onlar alevi imiş dediğinde bense baba alevi ne demek dedim bana bir şeyler anlattı ben anlamamıştım ve bir an dışarıya çıkıp yaseminle buluşmak için fırsat kolluyordum konuşma bitiminde ben çekip gittim buluştuk ona böyle böyle oldu dediğimde inanılmaz derecede öğle bir ağladı öyle ağladı ben hala anlamıyordum aşkım neler oluyor dediğimde Samiciğim biz evlenemeyiz biz evlenemeyiz dediğini çok iyi anımsıyorum neden diyorum o ağlıyordu ve beni bırakmış eve girdi haftanın sonuydu yani Cuma okullar kapanmış hafta tatilimiz girecekti biz hep yaptığımız gibi gezecektik ama yarın oldu gelmedi evine gidiyorum perdeleri kapalıydı Pazar gittiğimde yine kapalıydı ve Pazartesi görürüm dediğimde Yasemin sırada yoktu istiklal marşımız okunuyor benim aşkım Yasemin yoktu delirecektim ellerimden defterler düşmüş farkında değilim ve ben onun evine doğru koşuyordum herkes sınıfa giriyor ben Yaseminimin evine koşuyordum eve geldiğimde hala pencerelerinde perdeler kapalıydı o heyecanla kapıya geldim ve kapıyı çalmaya başladım açan yoktu ne kadar beklediğimi anımsamıyorum o beni beklediği üçüncü basamakta otura kalmış bekliyordum ve bir ara komşunun kızı esma geldi beni görmüş olacak ki yanıma geldi ve sami yaseminler Cuma günü akşamı ablasıyla gittiler dediğinde nereye dedim ve bilmediğini söyledi vurulmuştum neler oluyordu afalladım aptallaştım dünyam başıma mı yıkılmıştı ve günlerce hergün okul çıkışımda evlerine gittim birgün kapıda ablasını gördüm ona yasemin nerde olduğunu söyledim bana o memlekete gittiğini ve oradan da Almanya ya gideceğini söyledi kaynar sular dökülüyordu başımda bir şey diyemeden gitmişim memleketi nerede sormadan kafayı yemiş deliler gibi bir zamana kadar günlerce konuşmadan okul bitmiş ben hala onun kaybına neler olduğunu bilmeden hep onu düşünüyordum günlerim onu düşünmekle geçiyordu kaybetmiş miydim çok zamanlar geçti üniversiteyi kazandım ve Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesinde matematik bölümüne kaydımı yaptırdım dört senem onu düşünmekle geçmişti nasıl okuduğumu birsürü arkadaşlık teklifleri alıyordum ben Yaseminimi düşünüyor onunla verdiğimiz sözün gereğini yaptığımın farkına bile varmadan hayaller kuruyordum kep merasimi olmuş insanlar seviniyor eğlenceler oluyor benim kara kaşlım elma yanaklım simsiyah saçlım pamuk ellim yoktu hani sınıf öğretmenim o yanımda değildi akan gözyaşlarım nerelere gidiyorlardı o beni acaba hatırlıyor muydu bu zamanı ne kadardır görmek istediğini adım gibi biliyordum ama o yoktu kim bilir nerelerdeydi ve ilk görevim çıkmış bir sene sonra askerliğimi yapmış tekrar öğretmenliğime dönmüş yaptığım öğretmenlik yeminine sadık talebelerime dersler veriyordum zaman su gibi akıp gidiyor kardeşim evlenmiş bir diğer kardeşim de evlenmiş ben hala onu yaseminimi bir yerlerde görüp onunla verdiğimiz sözde evleneceğimizin hayaliyle bekliyordum bir sürü teklifler alıyor baskılar yapılıyordu ben hayır diyordum dört yer değiştirdim sadece hep gittiğim yerlerde onu görmek arzusunda kaldım yoktu nerelerde bilmiyordum benzeri bile karşıma gelmedi ben hayatıma küsmüş zamanı gelmişti ve emekli olmak için dilekçe verdim emekli oldum deniz kenarında oksijeni bol suyu kaz dağlarından gelen güzel bir beldeye yerleştim Akçaydı denize giriyor şiirler yazıyordum ve hep turlarla ülkemin bilmediğim yerlerine gidiyordum yine bir gün Karadeniz turuna yazıldım ve Akçay dan Edremit ten insanları otobüse alarak yola koyulduk Trabzon da Uzun göle gittik canlı alabalıklar yedik eğlencelere katıldık günümüz harikulade geçiyordu ve sabah erkende sabahın dokuzunda kahvaltımızı yapıp yaylalara çıkmak üzere arabalara bindik bunlar küçük yirmi kişilik otobüslerdi gidiyorduk nasıl bir yerlerdi o sisli bulutların arasından çıkıyor gökyüzüne daha da yaklaşıyorduk sanki ve o kadar güzel yemyeşil bir yere geldik şahane bir manzarası vardı doyumsuz bir yerdi tertemiz mis kokan havası insanlar taklalar atıyor sevgililer elele geziyorlardı horonlar çalıyor anlıyorlarmış gibi insanlar horon tepiyorlardı ve ben ve bir bayan arkadaş diş doktoruymuş Sami bey gelin bizde şurada bakın insanlar su içiyorlar bir yayla suyu içelim mi dediğinde olur dedim ve çeşmeye doğru gittik sırada insanlar vardı ve bir han fendi su kabını yere su sahanlığına düşürdü ama derinmiş gibi arkasında ben olduğundan alırmısınız diye söylediğinde ben evet dediğimde elimi suya sokar sokmaz beynimde bir tınlamalar zonklamalar oluyordu Allahım neler oluyordu acaba beyin kanamasımı geçiriyordum bilmiyordum yığılmışım kalmışım doktor han fendi beni insanların yardımıyla bir çam ağacının yanına götürmüş ayıltmaya çalışıyorlardı gözlerimi açtığımda doktor han fendi yanımda olduğu halde hala o burnumdan giren enfes kokunun tesirinde kalmış bana bir şeyler olmuştu gözlerimi açtığımda doktor hanım ve karşısında duran su kabını düşüren senelerdir özlemini çeken kokusu burnumu beynimi karıştıran sevgilim aşkım Yaseminim karşımdaydı aman Allahım hayal mi görüyordum gözlerimi kapayıp açıyordum ben yaseminin kollarında gözlerimi açmış ona alttan bakıyordum gözlerinden yaşlar gözlerime damlıyordu doktor hanım bir şeyler anlamıştı ki gittiğini görebildim farkına vardım doğrulmak yaseminime sarılmak gelmiyordu aklıma sanki bir Meleğin kollarında beni uyuyordum yanaklarıma ellerini okşadığını ağaran saçlarıma dokunuyordu döndüm ve sarıldım belki saatlerce ağladım ağladık saçlarına aklar düşmüştü ama aynı hala o güzel Yasemin karşımda gözlerine bakakalmıştım gözlerimiz kilitlenmişti ne kadar gözyaşları dökmüştük ve kalktık doktor hanım gördüklerine anlam vermemişti ki sordu kim han fendi dediğinde zaten anlamıştı görmüştü olanları biz aslında tur arkadaşıydık o da başka bir turla gelmiş biz bir köşede oturduk daha nasılsın demeden her ikimizin ağzından ikimizde evlendin mi evlimisin sözcükleri çıktı her ikimizde hayır evlenmedim ya sen dediğimiz hala kulaklarımda ve bir daha sarıldık sarıldık bir bütün elma gibiydik yine kırılan kalp bütünleşmiş gözüküyordu beraberce arabaya müsaade alarak bindik yanımda idi beraber yan yana koltukta oturuyorduk aşağıya inmişiz ve diğer büyük otobüslere binecektik tur sorumlusuna biz gelmiycez dedik orada da küçük küçük barakalar gibi tahtadan yapılmış iki odalı evlerde kaldık Uzun gölün canlı balık tesislerinde önce bir güzel karnımızı doyurduk gazeteler aldık dere üzerinde köprüden karşı tarafa geçtik derenin şırıltısının bol olduğu yere yakın bir çam ağacının altında gazeteleri serip üzerine oturduk Yaseminim sırtını ağaca yaslamış ben onun bacaklarına kafamı koymuş onu alttan o mis kokan aynı ilk okuldaki ön masada duruyormuşçasına o mis kokusunu çekiyordum hala çok güzeldi hem ona bakıyor hem ağlıyordum oda bana eşlik edermişçesine oda Yaseminim de ağlıyordum gözlerinden dökülen yaşları benim gözyaşlarımla birleşiyor o siliyordu öylece birbirimize bakıyorduk beni kaldırmak için omuzlarımdan yukarıya çekti kolları omzumda başımı çekti kendine beni gözlerini kapamış tam senelerin acısını çıkartırcasına dudaklarımızın birleştiğini hissettim öyle tatlı öyle özlemle öpüşüyorduk ki gözlerim kararıyor hala öpüşüyorduk ben ve o dayanamayacak hale gelince bir daha bir daha öpüşüyorduk bir müddet dona kalmış durduk gözlerimizdeki yaşlarımızı mendiliyle sildi yanına oturmuştum ellerimiz kenetleşmiş sohbete koyulduk o ilk ayrıldığımızdan bu zamana dek o bana özlemini ben ona özlemimi anlattım ve Yaseminimde sınıf öğretmeniydi oda emekli olmuş kader bizi nerede birleştirmişti ilk okulda başlayan aşkımız bizi Karadenizin en zirvesin de en tepe uç noktası olan Sakarsu yaylasında aşkımızı birleştirmişti sorduğumda neden gittiğini bana ağlayarak eve geldiğini ablasına alevi olduğumdan babası olmaz dediğini söylemiş kızım bu iş olmaz demiş bu büyük aşkın durumunu bilmeden onu almış annelerine götürmüştü köylerine orada okumuş öğretmen olmuştu bana hepsini her gününü anlatmıştı biz o canlı balık tesislerinde on altı gün kalmışız her şeyi gün gün anlatıp birbirimize karar verdik onun evi olan Muğla ya gittik anne ve babasını kaybetmiş yanlız başına orada yaşıyor bensiz kendi evi idi ona tercih yapmasını söyledim ya burada senin evinde kalır benim evi kiraya veririz yada benim evde kalır burayı kiraya veririz dediğimde ben senin evine gitmek istiyorum dedi o evi emlakçıya verdik satılması için ben buraya artık gelmek istemiyorum dedi çünkü tüm anılarını ve gözyaşlarını burada bırakmak istemiş bir daha hatırlamamak için burada kalmak istemiyordu kendince benim evime Akçayımıza geldik istediği gibi evi düzenledik evdeki eskileri atıp evimizi tamamen yeniledik sanki yeni düğün evi yaparcasına her şey tam tamaydı karar verdik evlenmeye sadece iki dostumuzla şahitler olarak Akçay da evlendik nikahımızı sevgili değerli başkanımıza rica edip o kendi makam odasında kıyıverdi Cavit beye sonsuz sevgilerimizle ikimiz aynı yeni evlenen çiftler gibi aşkım gelinliğinle ben damatlıklarla kırarmış saçlarımızla evlendik ve hiç unutamıycam o ağustosun onbeşinde Yaseminim gelinliğinle ben damatlılığımla kordonda elele kolkola bir oraya bir buraya limanda gezdik herkes mutluluklar diledi çocuklar gelinliği ellediler bizimle hatıra fotoğrafları çekilenler çok oldu o halimizle gece turuna gemiye bindik tüm insanlar o kalabalık bizim düğünümüzdeymiş gibi eğlendiler bize eşlik ettiler unutulmayacak bir gece yaşadık hatta gemi kaptanı bizim için dönmesi gereken zamanından iki saat daha bizleri gezdirdi ben ve sevgilim aşkım Yaseminim uçuyorduk çok mutluyduk şimdi şuracıkta ölsem de gam yemezdim o kadar güzel gülüyor eğleniyor sımsıkıca ellerimi bırakmıyordu evimize geldik insanlar gemiden evimize kadar eşlik ettiler Akçay böyle bir gün görmemişti Akçay bizim için ayaktaydı sanki bir başka geceydi ay tam tepemizde sanki önümüzü geleceğimizi aydınlatır gibi endamıyla duruyordu sırtıma ne kadar vuruldu bilmiyorum kapımızı kapadık salonda sevgilimle aşkımla ilk gecemiz olacaktı gelinliğini çıkardı ben damatlıklarımı ve pijamalarımı giydik bana bir kahve yaptı bir su verdi yanıma oturdu ellerimi tuttu beni öptü okşadı ağlaştık şunu dedi bak aşkım sözümüzü tuttuk değimli evlendik ben ağlayarak kafamı sallıyordum konuşamıyordum ağlıyordum onun gözlerinde aşkımızı görüyordum gözlerinin içine girmiş gibi kalbindeki atışı görüyordum gözlerinde bizim mutluluğumuzu cennetimizi görüyordum beni ellerimden tuttu içeriye yatak odamıza götürdü yatağımıza yattık ben hala ağlıyor bunlar hayal olmasın diye Allahıma yalvarıyordum ne olur Allahım beni hayalimde olsa uyandırma diyor yalvarıyordum o arzuladığım kendi yatağımıza yattık hayallerin üzerinde bir gecemiz oldu ben ve yaseminimle sabah uyandığımızda o benim koynumda bense hayal değilmiş diye o uyurken onu durmadan öpüyordum durmadan gözlerini burnunu her yerini öpüyordum uyandığında ne oldu Samiciğim dediğinde aşkım Allahıma yalvardım bu hayal olmasın olsa da beni uyandırma dediğimi duymuş olmalı ki bak sevgili karıcığım biz evlendik senle karıkocayız değimli dediğimde gel buraya gel deyip beni koynuna çekti hala inanamıyordum ama beni kendine çekmiş onun koynunda idim kokusunu hissediyordum ben Yaseminimle beraberdik kalktık enfes bir gecenin yorgunluğuyla banyomuzu yaptık ben iki rekat Allahıma şükür namazımı kıldım sevgili eşim de namazdan sonra bir güzel giyindi başına yazmasını taktı oda namazını kıldı dualar ettik günümüzde evimizdeki ilk kahvaltımızı yaptık elleriyle bana yumurtamı soyuverdi karşılıklı yeni gelin edasıyla belki öyle yaparlar birbirimizin karnını doyurduk balkona çıktığımda belki Akçay da başka bir güzel sabah olmuş gibi ışıl ışıldı aşkım yanıma gelmiş kolumu beline dolamış eyyyy Akçay bizde seninle varız havanı solumaya ve suyundan kana kana içmek için burada yaşamaya karar verdik bizi misafirin kabul edermisin dedik sanki bize kafa sallar gibi güneş bir başka yandı söndü bizi selamlıyordu günümüz hep böyle geçti yeni aşıklar gibi neşe içinde ikizlerimizle bir aşk ta sonuçlanmış insanların arasında bizlerde yer almıştık yaşlanıyorduk yaşlandık o ilk koku o ilk simidin kokusu o ilk yanağına konan öpücükler hala hatıralarımda sevgili dostlar öyle sevin ki sevginiz ulu olsun her ne olursa aşkınızı kalbinizden çıkarmayınız dünya dönüyor bir gün bizim gibi sizlerde çok mutlu olabilirsiniz bizim gibi sonu iyi de olmayabilir mutlu son olmayabilir ama ne olur sizler o ilk aşkınızı kalbinizden söküp atmayınız o orda dursun sizi masum aşkınızı orada korusun mutlu günler sevgi dağarcığınız eksilmesin hep hep mutlu aşkınızla beraber olunuz sevgilerimle. 
  
Sami Arlan</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Aşk bizi nerelere sürükledi..</p>
<p>Soma Kurtuluş ilkokuluma başladığımın üçüncü sınıfında dikkatimi çekmişti aynı sırayı paylaşmasakta önümdeki sırada otuyordu Yasemin.. simsiyah saçları hafif siyahımsı teni ve o çocuksu hali yapma bir bebekti sanki o yıllarımda ona karşı bir şeyler vardı içimde ama daha ilkokul üçde ne anlardım aşktan? sınıfta burnuma yayılan inanılmaz bir koku vardı hep derdim gezerdim sıraları nedir bu koku meğer bir teneffüs arasında ona ilk defa yaklaştım bilmediğim bir nedenle göz göze geldik ve o mis gibi sınıfı güzelleştiren belki bana gelen koku Yaseminden geliyordu inanılmaz güzellikte gözlerine bakamadım kokusunun cazibesine kapılmışım ki soracağımı da unuttum ne oldu Sami dediğini sadece biliyorum söyleyemedim boğazımdan çıkmadı kelimelerim bakakalmıştı ne anlasın nerden bilsinki kalbimin ona çarptığını ilkokulu hep beraber çalışkan bir talebe olarak bitirdik ama artık sohbetler ediyor ve birbirimizin simitlerini paylaşıyorduk inanırmısınız zil bir çalsa da ben ona aldığım simidin yarısını versem diye çalmasını beklemekten dersi dinlemezdim ve zil çaldığında öğretmen önce dışarıya fırlardım simidi alır o daha çıkmadan ona verir oda yarısını kırar vana verirdi paylaşımcıydık ta o zaman bir gün yine aynı zil çaldı ben fırladım ama bir kız arkadaş başka sınıftan ağlıyordu ona ne oldu derken onunla menkul olurken Yasemin kantine gitmiş ve yanıma geldi elinde kırılmamış simitle al dedi şaşırmıştım Yasemin beni görmüştü ve meşgul olduğumu bilerek simidi benden önce almış yanıma gelmiş ve bana sunuyordu gözlerime inanamadım bilmiyorum nasıl bir hevesle elinden simidi sen bana kır dediğimde sen bana verirmisin dedi ve ben çok tarafını ona verdim oda fazla kısmını bana verdi tam bir paylaşım gösterdi o kadar sıcacık kalbiyle bana veriyordu istem dışı birden o teneffüste sınıf koridorunda kalabalıkta onun yanağına bir öpücük kondurdum bilmeden gözlerime öyle bir baktıki bir şeyler oldu karman karışık şeyler sanki yıldızlar karışıyor dünya ters dönüyor bir şeyler gözlerimizde dönüyordu onunki sini ben benimkisini o sanırım hissediyordu anlık olanlardan elim tuttu dışarıya beraberce çıktık hiçbir şeyi fark etmeden kimselere aldırış etmeden elimi tutmuş dışarıda o kalabalığın arasında yürüyorduk ben sadece Yaseminin sımsıcacık elinin bende olduğunu biliyordum sanki yerde değil de bir melek bizi yukarılarda bulutlarda gezdiriyordu ben bunca hayatımın zamanların da hala o sıcaklığı o muhteşem anı unutamam hala hayallerimdedir ve biz okulumuzu bitirdik yazları birbirimizin evine giderdik ben yüzevlerin oturduğumuz maden evlerinden aşağıdaki Yaseminin mahallesine bir koşuda giderdim nasıl gittiğimi anlamazdım ve her zaman beni pencerenin önündeki sağanlıkta o küçücük yerde beş basamaklı merdivenin üçüncü basamağında oturmuş beklerdi beni gördüğünde gözleri dahada büyürdü tahta sokak kapısını açtığımda açmaya gelirken oda açmaya yardım ederdi bir bütün elma gibi birbirimizin aynısıydık sanki elele sokaktan çıkar sepet Mehmet dedikleri zeytinliğe giderdik o elimi tutmuş seksek oynayan kızlar vardır ya seksek yapıp yanımda zıplardı bizim sanki aşk filmimiz başlamıştı çok büyük özlem ve sevgi yumağı gibi hergün buluşmamızı iple çekerdim biz daha neydik ilkokulu yeni bitirmiş üçten beri bir yumaktık sevgimiz gitgide büyüyor aynı ne düşünüyorsak onu birlikte tekrarlıyorduk negüzel sohbetler ediyor evcilik ağaçların arasında oynuyorduk o ağaç benim evim o diğer iki ağaç ötesinde onun evi vardı o bana misafirliğe gelir bende onu hep kapıda karşılardım ben ona misafirliğe giderken o beni hep kapıda karşılardı sanki büyümüş koca insanlar gibi saygı üst derecede gösteriyorduk hiç birbirimizi kırmadan günlerimiz hızla ilerliyordu zeytinlikteki misafirliğimizde bana tam bir ev hanımı edasında hizmetler eder hal hatır sorardı nede olsa anne babadan gelen misafirlerden gördüklerimiz vardı daha da nazik bir şekilde bana nasılsınız Sami beyciğim dedi ben çok teşekkürler ediyorum yasemin hanfendiciğim derdim okuldan oradan buradan havadan konuşurduk su zaman su gibi akıp gittiğini hiç bir zaman fark etmezdik bir bakmışız maden işçileri yüzleri kapkara ellerinde bir odun sırtlarında ekmek çantaları evlerine gidiyorlardı anlardık ki akşam olmuş aynen normalde büyükler nasıl müsaade isterler aynı oyunu bizde canlandırırdık müsaade ister evden zeytin ağacı evimizden çıkardık unutulmıycak birgünler gelip geçerdi sevgi ağacımız gitgide büyüyor biz farkında değildik çocuksu zamanlar ilerliyordu ve orta okul başlamış aynı sınıfta okumaya devam ettik ve asla birbirimizle yarış yapmazdık okuma konusunda ama her ikimiz yine o güzel evcilik oynadığımız sepet Mehmetin zeytinliğinde birbirimize söz verdik okuyacaktık ve hatta o ne olacak ben ne olacaktım onu da kararlaştırmıştık o ben sınıf öğretmeni olu cam derdi bende ona sen doktor ol ben hastalandığımda bana bakarsın derdim ama ben ilk okul öğretmeni olu cam hep derdi bende matematik öğretmeni derdim kafam çok çalışırdı matematiğe bende o olu cam derdim ona itiraz etmezdi sen de o ol derdi biz ortayı da bu sefer Soma Linyit lisesinde bitirdik artık üç yaş daha büyümüş daha da olgunlaşmış gibi başka kararlar alıyorduk bu sefer gezmelerimiz zeytinlik değil daha ötelere iki oluk tarafınaydı o da epey evden uzaktı çünkü artık belirli bir şekilde büyümüştük artık insanlardan utanıyorduk bir gören olur diye aslında ailelerimiz biliyordu onlar daha çocuk diyorlardı öyle düşünüyorlardı biz birbirimize aşktan sevgiden bahsetme sekte bir şeylerin sanki o yaşta bir şeyleri saklıyor gibiydik ben sevdiğimi ve hatta bir gün ona nasıl aşık olduğumu ta ilk okuldan gelen sevgimi ona söylemek istiyordum ona bunu güzel bir sohbette söylemeyi aklımdan geçiriyordum her seferinde biz oyuna sohbete dalıyorduk hep ilerisini ileride neler yapacağız öğretmen olduğumuzda çocuklara nasıl davranacağımızı konuşurduk unutur giderdim ve birgün elele iken yine iki oluk tarafına giderken öyle elini tutmuş ve sıkmışım ki can cazım hissettiği halde bana bir şey demiyor o acıyı hissede hissede gidiyordu ve o kadar sıkmış ona acı vermişim ki artık dayanamamış ve bana dönüp Sami neden elimi sıkıyorsun bak elime dediğinde ve gösterdiğinde ben dona kalmıştım ama hep giderken o konuşuyor ben nasıl sevdiğimi ona aşık olduğumu ileride neler yapacağımızı hatta seninle öğretmen olduğumuzda evlenmek istediğimizi düşünerek bilmeden istem dışında yaseminimin elini sıkıyormuşum da haberim yokmuş ve bana dönüp onu söylediğinde elini salmışım dünyalar güzelimin bir çalı kenarına gidip ilk kez gözlerinden yaşlar aktığını gördüğümde ben onu ağlatmış olmanın beynimdeki karmaşalıkları görebiliyordum bende donmuş kalmıştım ben onu ağlatmıştım ne yapmıştım inanılmazdı yanına gittiğimde hiç bir şey demeden bana döndü ve kollarını açtığı gibi bana bir sarıldı anlatamam Yasemin bana sarılmıştı ve ağlıyordu gözyaşları omzuma düşüyor beni yakıyordu sanki gözyaşları boynumda bir delik açmış damarlarıma dökülüyordu ben bunu hissediyordum ona sarılmış bende ağladım öyle bir ağlıyordum hıçkırarak asla zamandan faydalanmak için demiyorum sadece o an içimden geldiğini diyorum ve ona seni okadar seviyorum yasemin dediğimi hatırlıyorum ona demiştim seni seviyorum aşkım demiştim defalarca o bana ben ona sarılı kaldığımız zamana kadar seni seviyorum aşkım diyordum o dahada sımsıkı sarılıyor beni kollarınla kendine çekiyordu biz o bir elmanın iki yarısı idik ya sanki elma birleşmiş bir bütün elma olmuşçasına bir birimizi sımsıkıca sarmalıyor tam bir bütündük hiç ayrılmaksızın sarılıyorduk her ikimizden boşalan gözyaşları bilmiyorum derya olmuş gibiydi ve ayrıldığımızda gözgöze geldik ben ellerimle başını her iki şakak kısmından tutuyor yanaklarına ellerimi getiriyor gözyaşlarını siliyordum ve o bilmediğimi yaptı elleriyle gözlerimden çıkan gözyaşlarımı sildi ve kendi gözyaşlarınla karıştırırcasına okşadı bir orda ikimizin gözyaşlarında da birleşmiştik gözlerimiz ağlamaktan şişmişti sarılarak bilemediğimiz kadar sarılarak ayrılmaksızın hep gezdik onun sol kolu benim belimde benim sağ kolum onun boynun da asılı gibiydi biz sevgimizin son en üst seviyesinde o ilk aşkımızın yeşertisiydi sanki ben onun o benim içimdeydi akşam olmuş biz hala ayrılamıyorduk bir zaman birbirimizin yüzüne bakarak sevgimizi aşkımızı itiraf ettik meğer ta o ilk okuldan beri ben onu ilk öptüğümden beri o ateşin o inanılmaz dediğim öpücüğümü unutmamış hep onun hayali varmış kalbinde okadar mutluyduk ki sanki biz uçuyorduk eve geldiğimizde ona yıkık bir evin köşesinde her iki elini ellerimle tutarak aşkım yaseminim her ne pahasına olursa olsun kör de olsak yürüyemez de olsak bu sevgimizi sonsuza kadar benimle evlenmek için sürdürürmüsün benimle evlenirmisin diye gözlerinin içine bakarak söyledim ve bana okadar sımsıcacık sarıldıki başını göğsüme koydu kollarınla sıkarak evet evet binlerce evet diyerek seni seviyorum ve sen benin kocam olacak bense senin sevgili eşin karın olu cam dediğinde dünyalar yıkılmış şimşekler çakmış gökten yağmurlar yağmış karlar altında kalmışım benim umurum da değildi ben hayal edemeyeceğim dünyalar kadar güzel nur tanemle evlenecektim o benim karım olacaktı bundan güzel sevgi ne olabilirdi ve zaman geçiyor biz liseye yine linyit lisesin de okumaya başladık sınıflarımız yine aynıydı kader bizi zaten baştan yolumuzu çizmişe benziyordu ki hep beraber aynı sınıflarda okuyorduk üçüncü sınıfa geldik annemi çok severdim babamdan sinirli olduğundan çok korkardım her şeyimi annemle paylaşırdım ve birgün ona anneciğim ben birini seviyorum ve biz evlenicez öyle karar aldık dediğimde annem şaşırdı oğlum sen daha çocuksun ne evlenmesi hayır biz okuycaz askere gidi cem ve sonra dediğimde kimmiş o kız dedi ve söyledim zaten biliyordu tahmin etmedim değil ders çalışmak bahanesiyle gittiğin kız değimli dedi evet anne dedim ve öyle kaldı sandım sen git onu babama söyle ve babam gitmiş o aileyi sormuş araştırmış ve birgün bana gel oğlum buraya dedi ve buyur baba dedim bak oğlum annen bana anlattı ben onları araştırdım ve onlar alevi imiş dediğinde bense baba alevi ne demek dedim bana bir şeyler anlattı ben anlamamıştım ve bir an dışarıya çıkıp yaseminle buluşmak için fırsat kolluyordum konuşma bitiminde ben çekip gittim buluştuk ona böyle böyle oldu dediğimde inanılmaz derecede öğle bir ağladı öyle ağladı ben hala anlamıyordum aşkım neler oluyor dediğimde Samiciğim biz evlenemeyiz biz evlenemeyiz dediğini çok iyi anımsıyorum neden diyorum o ağlıyordu ve beni bırakmış eve girdi haftanın sonuydu yani Cuma okullar kapanmış hafta tatilimiz girecekti biz hep yaptığımız gibi gezecektik ama yarın oldu gelmedi evine gidiyorum perdeleri kapalıydı Pazar gittiğimde yine kapalıydı ve Pazartesi görürüm dediğimde Yasemin sırada yoktu istiklal marşımız okunuyor benim aşkım Yasemin yoktu delirecektim ellerimden defterler düşmüş farkında değilim ve ben onun evine doğru koşuyordum herkes sınıfa giriyor ben Yaseminimin evine koşuyordum eve geldiğimde hala pencerelerinde perdeler kapalıydı o heyecanla kapıya geldim ve kapıyı çalmaya başladım açan yoktu ne kadar beklediğimi anımsamıyorum o beni beklediği üçüncü basamakta otura kalmış bekliyordum ve bir ara komşunun kızı esma geldi beni görmüş olacak ki yanıma geldi ve sami yaseminler Cuma günü akşamı ablasıyla gittiler dediğinde nereye dedim ve bilmediğini söyledi vurulmuştum neler oluyordu afalladım aptallaştım dünyam başıma mı yıkılmıştı ve günlerce hergün okul çıkışımda evlerine gittim birgün kapıda ablasını gördüm ona yasemin nerde olduğunu söyledim bana o memlekete gittiğini ve oradan da Almanya ya gideceğini söyledi kaynar sular dökülüyordu başımda bir şey diyemeden gitmişim memleketi nerede sormadan kafayı yemiş deliler gibi bir zamana kadar günlerce konuşmadan okul bitmiş ben hala onun kaybına neler olduğunu bilmeden hep onu düşünüyordum günlerim onu düşünmekle geçiyordu kaybetmiş miydim çok zamanlar geçti üniversiteyi kazandım ve Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesinde matematik bölümüne kaydımı yaptırdım dört senem onu düşünmekle geçmişti nasıl okuduğumu birsürü arkadaşlık teklifleri alıyordum ben Yaseminimi düşünüyor onunla verdiğimiz sözün gereğini yaptığımın farkına bile varmadan hayaller kuruyordum kep merasimi olmuş insanlar seviniyor eğlenceler oluyor benim kara kaşlım elma yanaklım simsiyah saçlım pamuk ellim yoktu hani sınıf öğretmenim o yanımda değildi akan gözyaşlarım nerelere gidiyorlardı o beni acaba hatırlıyor muydu bu zamanı ne kadardır görmek istediğini adım gibi biliyordum ama o yoktu kim bilir nerelerdeydi ve ilk görevim çıkmış bir sene sonra askerliğimi yapmış tekrar öğretmenliğime dönmüş yaptığım öğretmenlik yeminine sadık talebelerime dersler veriyordum zaman su gibi akıp gidiyor kardeşim evlenmiş bir diğer kardeşim de evlenmiş ben hala onu yaseminimi bir yerlerde görüp onunla verdiğimiz sözde evleneceğimizin hayaliyle bekliyordum bir sürü teklifler alıyor baskılar yapılıyordu ben hayır diyordum dört yer değiştirdim sadece hep gittiğim yerlerde onu görmek arzusunda kaldım yoktu nerelerde bilmiyordum benzeri bile karşıma gelmedi ben hayatıma küsmüş zamanı gelmişti ve emekli olmak için dilekçe verdim emekli oldum deniz kenarında oksijeni bol suyu kaz dağlarından gelen güzel bir beldeye yerleştim Akçaydı denize giriyor şiirler yazıyordum ve hep turlarla ülkemin bilmediğim yerlerine gidiyordum yine bir gün Karadeniz turuna yazıldım ve Akçay dan Edremit ten insanları otobüse alarak yola koyulduk Trabzon da Uzun göle gittik canlı alabalıklar yedik eğlencelere katıldık günümüz harikulade geçiyordu ve sabah erkende sabahın dokuzunda kahvaltımızı yapıp yaylalara çıkmak üzere arabalara bindik bunlar küçük yirmi kişilik otobüslerdi gidiyorduk nasıl bir yerlerdi o sisli bulutların arasından çıkıyor gökyüzüne daha da yaklaşıyorduk sanki ve o kadar güzel yemyeşil bir yere geldik şahane bir manzarası vardı doyumsuz bir yerdi tertemiz mis kokan havası insanlar taklalar atıyor sevgililer elele geziyorlardı horonlar çalıyor anlıyorlarmış gibi insanlar horon tepiyorlardı ve ben ve bir bayan arkadaş diş doktoruymuş Sami bey gelin bizde şurada bakın insanlar su içiyorlar bir yayla suyu içelim mi dediğinde olur dedim ve çeşmeye doğru gittik sırada insanlar vardı ve bir han fendi su kabını yere su sahanlığına düşürdü ama derinmiş gibi arkasında ben olduğundan alırmısınız diye söylediğinde ben evet dediğimde elimi suya sokar sokmaz beynimde bir tınlamalar zonklamalar oluyordu Allahım neler oluyordu acaba beyin kanamasımı geçiriyordum bilmiyordum yığılmışım kalmışım doktor han fendi beni insanların yardımıyla bir çam ağacının yanına götürmüş ayıltmaya çalışıyorlardı gözlerimi açtığımda doktor han fendi yanımda olduğu halde hala o burnumdan giren enfes kokunun tesirinde kalmış bana bir şeyler olmuştu gözlerimi açtığımda doktor hanım ve karşısında duran su kabını düşüren senelerdir özlemini çeken kokusu burnumu beynimi karıştıran sevgilim aşkım Yaseminim karşımdaydı aman Allahım hayal mi görüyordum gözlerimi kapayıp açıyordum ben yaseminin kollarında gözlerimi açmış ona alttan bakıyordum gözlerinden yaşlar gözlerime damlıyordu doktor hanım bir şeyler anlamıştı ki gittiğini görebildim farkına vardım doğrulmak yaseminime sarılmak gelmiyordu aklıma sanki bir Meleğin kollarında beni uyuyordum yanaklarıma ellerini okşadığını ağaran saçlarıma dokunuyordu döndüm ve sarıldım belki saatlerce ağladım ağladık saçlarına aklar düşmüştü ama aynı hala o güzel Yasemin karşımda gözlerine bakakalmıştım gözlerimiz kilitlenmişti ne kadar gözyaşları dökmüştük ve kalktık doktor hanım gördüklerine anlam vermemişti ki sordu kim han fendi dediğinde zaten anlamıştı görmüştü olanları biz aslında tur arkadaşıydık o da başka bir turla gelmiş biz bir köşede oturduk daha nasılsın demeden her ikimizin ağzından ikimizde evlendin mi evlimisin sözcükleri çıktı her ikimizde hayır evlenmedim ya sen dediğimiz hala kulaklarımda ve bir daha sarıldık sarıldık bir bütün elma gibiydik yine kırılan kalp bütünleşmiş gözüküyordu beraberce arabaya müsaade alarak bindik yanımda idi beraber yan yana koltukta oturuyorduk aşağıya inmişiz ve diğer büyük otobüslere binecektik tur sorumlusuna biz gelmiycez dedik orada da küçük küçük barakalar gibi tahtadan yapılmış iki odalı evlerde kaldık Uzun gölün canlı balık tesislerinde önce bir güzel karnımızı doyurduk gazeteler aldık dere üzerinde köprüden karşı tarafa geçtik derenin şırıltısının bol olduğu yere yakın bir çam ağacının altında gazeteleri serip üzerine oturduk Yaseminim sırtını ağaca yaslamış ben onun bacaklarına kafamı koymuş onu alttan o mis kokan aynı ilk okuldaki ön masada duruyormuşçasına o mis kokusunu çekiyordum hala çok güzeldi hem ona bakıyor hem ağlıyordum oda bana eşlik edermişçesine oda Yaseminim de ağlıyordum gözlerinden dökülen yaşları benim gözyaşlarımla birleşiyor o siliyordu öylece birbirimize bakıyorduk beni kaldırmak için omuzlarımdan yukarıya çekti kolları omzumda başımı çekti kendine beni gözlerini kapamış tam senelerin acısını çıkartırcasına dudaklarımızın birleştiğini hissettim öyle tatlı öyle özlemle öpüşüyorduk ki gözlerim kararıyor hala öpüşüyorduk ben ve o dayanamayacak hale gelince bir daha bir daha öpüşüyorduk bir müddet dona kalmış durduk gözlerimizdeki yaşlarımızı mendiliyle sildi yanına oturmuştum ellerimiz kenetleşmiş sohbete koyulduk o ilk ayrıldığımızdan bu zamana dek o bana özlemini ben ona özlemimi anlattım ve Yaseminimde sınıf öğretmeniydi oda emekli olmuş kader bizi nerede birleştirmişti ilk okulda başlayan aşkımız bizi Karadenizin en zirvesin de en tepe uç noktası olan Sakarsu yaylasında aşkımızı birleştirmişti sorduğumda neden gittiğini bana ağlayarak eve geldiğini ablasına alevi olduğumdan babası olmaz dediğini söylemiş kızım bu iş olmaz demiş bu büyük aşkın durumunu bilmeden onu almış annelerine götürmüştü köylerine orada okumuş öğretmen olmuştu bana hepsini her gününü anlatmıştı biz o canlı balık tesislerinde on altı gün kalmışız her şeyi gün gün anlatıp birbirimize karar verdik onun evi olan Muğla ya gittik anne ve babasını kaybetmiş yanlız başına orada yaşıyor bensiz kendi evi idi ona tercih yapmasını söyledim ya burada senin evinde kalır benim evi kiraya veririz yada benim evde kalır burayı kiraya veririz dediğimde ben senin evine gitmek istiyorum dedi o evi emlakçıya verdik satılması için ben buraya artık gelmek istemiyorum dedi çünkü tüm anılarını ve gözyaşlarını burada bırakmak istemiş bir daha hatırlamamak için burada kalmak istemiyordu kendince benim evime Akçayımıza geldik istediği gibi evi düzenledik evdeki eskileri atıp evimizi tamamen yeniledik sanki yeni düğün evi yaparcasına her şey tam tamaydı karar verdik evlenmeye sadece iki dostumuzla şahitler olarak Akçay da evlendik nikahımızı sevgili değerli başkanımıza rica edip o kendi makam odasında kıyıverdi Cavit beye sonsuz sevgilerimizle ikimiz aynı yeni evlenen çiftler gibi aşkım gelinliğinle ben damatlıklarla kırarmış saçlarımızla evlendik ve hiç unutamıycam o ağustosun onbeşinde Yaseminim gelinliğinle ben damatlılığımla kordonda elele kolkola bir oraya bir buraya limanda gezdik herkes mutluluklar diledi çocuklar gelinliği ellediler bizimle hatıra fotoğrafları çekilenler çok oldu o halimizle gece turuna gemiye bindik tüm insanlar o kalabalık bizim düğünümüzdeymiş gibi eğlendiler bize eşlik ettiler unutulmayacak bir gece yaşadık hatta gemi kaptanı bizim için dönmesi gereken zamanından iki saat daha bizleri gezdirdi ben ve sevgilim aşkım Yaseminim uçuyorduk çok mutluyduk şimdi şuracıkta ölsem de gam yemezdim o kadar güzel gülüyor eğleniyor sımsıkıca ellerimi bırakmıyordu evimize geldik insanlar gemiden evimize kadar eşlik ettiler Akçay böyle bir gün görmemişti Akçay bizim için ayaktaydı sanki bir başka geceydi ay tam tepemizde sanki önümüzü geleceğimizi aydınlatır gibi endamıyla duruyordu sırtıma ne kadar vuruldu bilmiyorum kapımızı kapadık salonda sevgilimle aşkımla ilk gecemiz olacaktı gelinliğini çıkardı ben damatlıklarımı ve pijamalarımı giydik bana bir kahve yaptı bir su verdi yanıma oturdu ellerimi tuttu beni öptü okşadı ağlaştık şunu dedi bak aşkım sözümüzü tuttuk değimli evlendik ben ağlayarak kafamı sallıyordum konuşamıyordum ağlıyordum onun gözlerinde aşkımızı görüyordum gözlerinin içine girmiş gibi kalbindeki atışı görüyordum gözlerinde bizim mutluluğumuzu cennetimizi görüyordum beni ellerimden tuttu içeriye yatak odamıza götürdü yatağımıza yattık ben hala ağlıyor bunlar hayal olmasın diye Allahıma yalvarıyordum ne olur Allahım beni hayalimde olsa uyandırma diyor yalvarıyordum o arzuladığım kendi yatağımıza yattık hayallerin üzerinde bir gecemiz oldu ben ve yaseminimle sabah uyandığımızda o benim koynumda bense hayal değilmiş diye o uyurken onu durmadan öpüyordum durmadan gözlerini burnunu her yerini öpüyordum uyandığında ne oldu Samiciğim dediğinde aşkım Allahıma yalvardım bu hayal olmasın olsa da beni uyandırma dediğimi duymuş olmalı ki bak sevgili karıcığım biz evlendik senle karıkocayız değimli dediğimde gel buraya gel deyip beni koynuna çekti hala inanamıyordum ama beni kendine çekmiş onun koynunda idim kokusunu hissediyordum ben Yaseminimle beraberdik kalktık enfes bir gecenin yorgunluğuyla banyomuzu yaptık ben iki rekat Allahıma şükür namazımı kıldım sevgili eşim de namazdan sonra bir güzel giyindi başına yazmasını taktı oda namazını kıldı dualar ettik günümüzde evimizdeki ilk kahvaltımızı yaptık elleriyle bana yumurtamı soyuverdi karşılıklı yeni gelin edasıyla belki öyle yaparlar birbirimizin karnını doyurduk balkona çıktığımda belki Akçay da başka bir güzel sabah olmuş gibi ışıl ışıldı aşkım yanıma gelmiş kolumu beline dolamış eyyyy Akçay bizde seninle varız havanı solumaya ve suyundan kana kana içmek için burada yaşamaya karar verdik bizi misafirin kabul edermisin dedik sanki bize kafa sallar gibi güneş bir başka yandı söndü bizi selamlıyordu günümüz hep böyle geçti yeni aşıklar gibi neşe içinde ikizlerimizle bir aşk ta sonuçlanmış insanların arasında bizlerde yer almıştık yaşlanıyorduk yaşlandık o ilk koku o ilk simidin kokusu o ilk yanağına konan öpücükler hala hatıralarımda sevgili dostlar öyle sevin ki sevginiz ulu olsun her ne olursa aşkınızı kalbinizden çıkarmayınız dünya dönüyor bir gün bizim gibi sizlerde çok mutlu olabilirsiniz bizim gibi sonu iyi de olmayabilir mutlu son olmayabilir ama ne olur sizler o ilk aşkınızı kalbinizden söküp atmayınız o orda dursun sizi masum aşkınızı orada korusun mutlu günler sevgi dağarcığınız eksilmesin hep hep mutlu aşkınızla beraber olunuz sevgilerimle. </p>
<p>Sami Arlan</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

